Please insert your Google Publisher ID and Ad unit ID into the theme options
Please insert your Google Publisher ID and Ad unit ID into the theme options
Please insert your Google Publisher ID and Ad unit ID into the theme options

NEŞTERİN İKİ USTASI

Açıkçası ilk başta Osman Oymak ve Serdar Eren’i bir araya getirme fikri şahane olacak desem de beni biraz tedirgin etmedi değil. Sonuçta sektörden birbirimizi biliyor olsak da ikisi de estetik camiasının duayenlerinden. Egolar devreye girebilir ayrı ayrı röportaj yapalım diyebilirlerdi. Ancak yaptıkları işe o kadar hakim ve kendilerine o kadar çok güveniyorlar ki hiç tereddütsüz ‘tamam’ dediler.

İkisi de birbirlerinin yaptıkları işle kendilerini buluyor çünkü ikisi de Başak burcu. Titizler ve kontrol tamamiyle kendilerinde. Birçok ortak yönü olduğunu sizlerde okuyunca anlayacaksınız. Sektörün sosyal analizlerinden tutun nasıl tanıştıklarına en mahrem alanları olan ameliyathanelerindeki detaylara kadar çok samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.

İkisi de egolarını ameliyathanelerinde bırakıp gelmişlerdi. Bu kadar yetenekli bilgili ve karizmatik adamın bir hayli komik ve eğlenceli olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

Evet, biz NewBeauty olarak bir ilke imza attık.

İkisine de aynı karede aynı anda sorular yönelttik. Büyük bir uyumla , sevgiyle, dostlukla cevap verdiler ve çok eğlendiler.

 

Kaç yıllık plastik cerrahsınız kaç yıldır ameliyat yapıyorsunuz?

S.E: 35 senedir.

O.O: Şu an 54 yaşında olduğuma göre epey bir senedir diyeyim.

 

Senenin 12 ayı ameliyat yapıyor musunuz?

S.E: Hayır. Yazları çalışmayız ve serbest zamanımız vardır kendimize ayırdığımız. Almanya’daki kliniğimde bile 46 elemanım vardı. Ben yazın ameliyat yapmam, siz yapın kazancınızda sizin olsun derdim.

O.O: Bende öyle… Yazın çalışmam, ekip çalışsın kazansın, ben denize açılırım.

S.E: Ben her yıl 15 Haziran kapatır, 1 Eylül açarım.

O.O: Aynen bende öyle hatta bizim Serdar’la ilk tanışmamız da Göcek’tir.

O.O: Teknelerde tanıştık. Bana dediler ki Almanya’dan plastik cerrah diye biri var. Bir akşam içelim dedik ve öyle tanıştık.

 

Sizin arkadaş olma ihtimaliniz bile düşünülmezken rakip gibi algılanıyor olabilir misiniz?

O.O: Serdar’da ben de cerrahız ve benim tanıdığım Serdar en az benim kadar obsesif bir adam. Bizler günde 18 saat çalışan cerrahlarız birbirimizin yaptığı işleri gördüğümüz zaman da bir şekilde kendimizi buluyoruz. Ben Serdar’ın yaptığı işlerde kendimi görüyorum. O da sanıyorum ki öyle. Hastalar da istiyor ki biz kavga edelim. Oysa biz birbirimizin işini seviyoruz. O da kendi işini iyi yapıyor ben de…

 

Hastalardan bu tür geri bildirimler alıyor musunuz? Osman Bey’e  gittim öyle dedi Serdar beye gittim böyle dedi diye?

S.E: Osman’ı kendime yakın bulmamın nedeni hastaların anlattıklarıdır. Aslında ben Osman’ı asıl hastaların anlattıklarından tanıdım. Bu adam mentalite olarak bana benziyor dedim

O.O: Aslında % 90 benim hayır dediğime Serdar’da hayır diyor. Serdar’ın hayır dediğine bende hayır diyorum tesadüf. Bu sefer hasta “Eyvah, ikisi de hayır dedi ben şimdi ne olacağım” diyor.

 

Neye göre hayır diyorsunuz, belli kriterleriniz var mı? Sektörden biliyorum ameliyatını reddettiğiniz çok hasta var.

O.O: Olmayacak şeyler var. Mantığa uymayan istekler var.

S.E: Doğru hasta, doğru zaman. Doğru metod doğru doktor. Doğru hasta ameliyatı bir arzu haline getirmeyen, olmazsa olmaz haline getirmeyen ve doktorunu zorlamayan hastadır.

Bu bir vücut dili okumasıdır, tecrübeyle ilgili. Bazen kapıdan girerken hissederim, hasta ben geliyorum ama bana dokunma der. Bunu hissedebilmek önemlidir.

O.O: Geçen gün bir cerrah abimizle konuştum oda aynı şeyi söyledi. Bazen bakıyorum ben bu hastayı ameliyat edersem olmayacak, ben bunun adını tam bulamadım.

S.E: Ben o zaman şöyle söyleyeyim. Bazen hiç uykum olmasa da bazı hastalarla konuşurken inanılmaz esnemeye başlıyorum. Ve hakikaten içimden istemediğim, itelediğim, direndiğim, kendimi zorladığım hasta da bu oluyor.

O.O: Evet, hasta vazgeçse rahatlayacaksın o hale geliyorsun.

S.E: Hissediyorsun çünkü insanların içinde hep duygu aktarımları vardır. Birisi gelir çöp tenekesi rolünü bize verir. Bütün negatif aktarımını boşaltır, rahatlar gider ve sonra sen bana ne oldu dersin. Bunlar hep senelerin verdiği tecrübeyle kazanılan duygular. Geçen gün bir hastama söyledim, artık çok ameliyat yapmayacağım diye. Kesinlikle karar verdim. Ameliyat dışında ben o kişiye odaklanmak ve o kişiyi tanımak istiyorum. Çünkü biz çok ameliyat yapıyoruz ama kişinin apayrı bir dünyası var onu kaçırıyoruz. Meme aynı meme, yüz aynı yüz ama operasyon uyguladığımız insan tek ve çok enteresan insanlar kaçırıyoruz ki hayatın zevki aslında insanlarladır.

 

Sosyal ortamlarda plastik cerrah olarak en hoşlanmadığınız soru nedir?

O.O: “Doktor bey, sizi yakalamışken…” “Gerçi yeri değil ama çok özür dileyerek” diye başlayan bir sürü abuk sabuk soru. Şimdi botoksu falan anlatıyorsun sonra öyle bir cevap veriyor ki hiçbir şey anlamamış, bu sefer sen bozuluyorsun.

Hazır plastik cerrah var ne yapayım bari boş boş konuşayım diyor belki de insanlar. Herkesin mesleğine saygı duymak lazım.Niye akşam cerrahi konuşalım ki zaten bütün gün bu işi yapıyoruz.

S.E: Türkiye’de bu eğitim çok alt seviyede. Avrupa’da böyle değil. Psikoloğum dersen kimse bir şey sormuyor hatta kaçıyor.

 

Gerek sektörde gerekse bu sektöre hizmet eden biri olarak popülasyonun tanıdığı isimlersiniz. Ancak bir o kadar basından uzak durmaya çalışıyorsunuz. Medyatik doktor olmamak adına ciddi bir özen gösteriyorsunuz. Neden?

0.0: Şarkıcı değiliz ki… Ben doktorum. Kenarda olmam lazım. Televizyonda Amerikalı bir adam var acayip rakamlı bir doktor,  adam acayip karate gibi bir şeyler yapıyor. Oradan çıkıyor ameliyata giriyor. Yok öyle bir şey yani… İşini yaptığın zaman zaten ortalarda olmaya vaktin olmaz. iyi bir cerrah olmam için 18 saat çalışmam lazım.

Vaktimiz yok ki öyle bir hayata. Bir kere karate yaptıktan sonra ameliyat yapılmaz ki yok öyle bir şey.

S.E: Doktorluk bizim mesleğimize verilmiş bir isim. Marangoz Serdar Eren’de olabilirdim. Ancak ben hiçbir zaman doktor rolüne bürünmedim. Steteskop taşımamış bir doktorum ve hiçbir zaman hastanın karşısına çıkıp doktor rolüne geçemedim. Ben Serdar’ım.

 

Sizinle çalışmak isteyen bir sürü genç hekime ikinizde farklı şekilde imkanlar tanıyorsunuz.

S.E: Almanya’da iken ben biraz Türkiye açıydım ve uzun seneler 20 sene kadar benim Türkiye ile bir bağım olmadı. Daha çok oradaki kariyerime kendimi odaklamıştım. Evimin dışında Türkçe konuşamıyordum. Dolayısıyla Türkiye’den gelen arkadaşlarla Türkçe konuşmaktan bile çok büyük keyif alıyordum. Hemşireler bu duruma sinir oluyordu ama umurumda bile değildi. Çok güzel bir apartman dairem vardı onu dayadım döşedim lüks otel gibi. Hem çocuklar daha rahat gelip daha uzun kalabiliyorlardı ve masrafları da olmuyordu. Ben keyif alıyordum. Bir ameliyat nasıl yapılır göstermekten çok kendi misyonumu onlara aktarıyordum. Benim bir yaşam felsefem bir duruşum var. Doğru olduğuna inandığım bazı prensiplerim var bunları hiçbir zaman öğrenemeyeceklerdi ama ben onların kendilerini tamamlamaları adına kapılarımı açtım. 38-39 kişi gelmiştir yanıma çok keyif aldım çok eğlendim onlarla.

O.O: Ömrüm boyunca ameliyathanem tüm hekimlere açıktı.

 

Özellikle Anadolu’dan gelen hekimlere bu fırsatları sunmak üzere yaptığınız çalışmaları biliyorum.

O.O: Evet ben hep şöyle bakıyorum. Serdar’ın orta yüzü ameliyatları, benim de göz kenarı ameliyatlarım gibi herkes tarafından beğenilen bir işimiz var. Ben hep ne istiyorum biliyor musun? Türkiye’deki nispeten genç cerrahlar bir şekilde merak etsin, niye gözünün kenarı için herkes Osman’a gidiyor da orta yüz için Serdar’a gidiyor? Oysa biz açığız. Ben söylüyorum hep. Arkadaşlar gelin istiyorsanız kameraya alın, izleyin. Bunu niye böyle yaptın?

 

Aynen aslında en mahrem alanınız değil mi Ameliyathane?

O.O: Çok az adam bunu yapar. Bak Serdar’da bunu yapıyor, bende.

 

Botoks, dolgu yapmıyorsunuz. Medikal Estetiğe karşı bir duruşunuz var gibi?

O.O: Duruş yok, biz cerrahız.

S.E: Cerrahi kayboluyor. Dönüp dolaşıp bizim çok cerrahi yapmamızın nedeni, biz uzun vadeli bakıyoruz. Bakış açısı, herkes yaptığı işin mesuliyetini alırsa sorun yok.

O.O: Bunun finali birbirimizi keserek yapalım mı?

S.E: Ne kesmesi? Ben iğne bile yaptıramam.

O.O: Valla ben de öyle. Dişimi yaptırırken bile uyutturdum kendimi katiyen iğne falan olamam.

 

Bu şu mu demek oluyor? Asla estetik operasyon olmam ya da olamam?

O.O: Belki bir gün yaparız yaparsam da Serdar’a yaptırırım ama para vermem ona göre.

 

Son zamanlardaki yüz nakli operasyonu hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkiye’de böyle bir operasyon olası mı?

O.O: Macera diyorum, ama yapılır. Gerçi Türkiye’de bunu yapacak kalitede bir sürü estetik cerrah var ama biz değiliz. O ayrı ve özel bir iş onu yapmak dert, tutturmak 30 misli bir dert.

 

Yaşının güzeli olan kadının size göre bir tarifi var mı?

S.E: Gördüğüm kadarıyla çok derin duygusal yaşam insanı yıpratıyor. Duygularını dengeli yaşarsan, iyi yaşlanırsın. Yaşının çok genci görünen insan var. Algılaması az olan insan yıpranmıyor. Emosyonel fırtınalardan yıpranmayan yaşlanmıyor. Genellikle android tip kadınlar, dokusu sert ve sıkı olan kadınlar yıpranmıyor. Dokusu yumuşak olan kadınlar, östrojen kadınlar hassastır östrojen kadınlar baktığın zaman daha çok yıpranır.

 

Aslında yaptığınız iş fiziksel ama tamamı ile ruhtan bahsediyorsunuz.

S.E: Kesinlikle.

 

Kişi ruhsal ve içsel olarak kendini geliştirirse bu anlamda çok önemli bir adım atmış olur öyle mi?

O.O: Sen deli misin en az yarı yarıya halletmiş olur işini.

 

Benim sektörde gördüğüm en büyük risk küçük kadın olmaya çalışan gençlerin estetiğe merakı. Sizin bu duruma bakışınız nasıl sizce estetik operasyon yaşı ne olmalı?

S.E: Almanya’da bu konu çok çok önemli bir konuydu ve bu konu uzun süreler tartışıldı. Sonunda Plastik Cerrahi Cemiyeti olarak bakanlığın desteğiyle bir kampanya başlatıldı. “Genç Yaşta Estetik Histerisine Son” diye. Bu konuda medyada etkin rol oynadı. Bazı vakalar gösterildi. Genç insanın ergenlik sonrası zamanı hem fizkisel değişikliklerin hem de ruhsal değişimlerin çatışma halinde olduğu bir dönem. Böyle bir zamanda verilen hiçbir karar sağlıklı değildir. Bir iğne bile olsa bir işlemdir bu.

O.O: İğnenin bile geri dönüşümü yoktur. Geriye dönüşümü olmayan şeyler bir müdahaledir. Bu kadar ucuzcu düşünülmemelidir. Bazen bakıyorum ve şöyle söylüyorum hastaya. Ben sizin kendinize göstermeniz gereken itinadan daha fazlasını gösteriyorsam bir şeyler yanlış burada.

Avrupa’da bu kadar değil ama Türkiye’deki genç kızlar arasındaki rekabeti fazla görüyorum.

 

Aileler ve özellikle anneler bu konuda daha fazla özen göstermeliler.

S.E: Osman bu işleri daha iyi bilir. Burunda benden daha tecrübeli benden daha fazla vakası var. Biliyorum ki 40-50 hatta 60 yaşlarında kadınlar kızlarıyla çocuklarıyla konuşmaya görüşmeye geliyorlar. Bakıyorsun ki anne ameliyatlı ve burunlar bir şekilde deforme sorduğum her soruda daha 17-18 yaşındaydım çok gençtim cevabını alıyorum. Hep böyle ani ve birden bire verilen kararlar estetik cerrahide doğru kararlar değildir.Hastanın görüşme sonrası kapıdan çıkarken keşke hemen olsam duygusuyla gitmesi yanlış bir his doğru bir karar değildir.

S.E: Gençlere diyorum dudağınızın şiş görünmesini istiyorsanız bol bol öpüşün. Biz gençken öpüşüp eve geldiğimizde dudağımızı kapatırdık aman fark edilmesin diye.

O.O: Biz gençken öpüşmedik ki. Öpüşeceğiz diye 27 kere yemeğe götürürdük. Bir öpücük kaça mal oluyordu bilir misin? Keşke bu devirde genç olsaydık.

 

Türkiye’de estetiğin geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

O.O: Bunu ben söyleyeyim. Öyle cerrahlar var ki hatta bunların içinde akademik kariyeri ve ismi olanlarda var ki parmağımın ucunu kestirmem. Öyle tanınmamış adamlar var ki önüne yatarım. Geniş yelpazeden bahsediyorum. Hastalar ne yazık ki doktorlar kadar bilinçli değil. Hekimler açısından bizim Türkiye’deki seviyemiz Avrupa’nın bir sürü ülkesinden çok daha iyi. Plastik cerrahlar olarak tartışmasız çok iyiyiz. Ama doktorlar deyince Türkiye’de bin küsür kişi olduk değil mi? Bu kadar olunca genelleyemiyoruz.

 

Çok yoğun çalışıyorsunuz ama sonuçta bir sisteminiz var. Bunun için hayat akışınız içinde ruhunuzu, kendinizi yükseltmek için beslendiğiniz alanlar var mı?

O.O: Yaptığımız işi seviyoruz ve ikimiz de işkoliğiz.

SE: Benim hayat felsefem, iş iş iş. Bana sen iş koliksin diyorlar. Yaptığım işi seviyor, yaparken para kazanıyor ve zevkle yapıyorum.

O.O: Herkesin anlamadığı ne var biliyor musun? Diyorlar ki çok çalışıyorsun. Biz cerrah gibi yaşıyoruz. Cerrah böyle yaşar.16 saat çalışır. 22.30 da yatar. İşine odaklanır. Öbür türlüsünü düşün; Biz Serdar’la kol kola Beyoğlu’nda bilmem hangi barda içki içiyor olsaydık ve sabahta ameliyat yapıyor olsaydık olur muydu? Biz ruhsuz yaşıyoruz ve yaptığımız işi sevdiğimiz için onunla besleniyoruz.

 

Cerrah olmasaydınız ne olurdunuz?

S.E: Futbolcu!

O.O: Ameliyathanede ki ayrı dünyada yaşamaya öyle bir alışmışım ki hiçbir şey olmazdı benden.

 

Peki kendiniz sakınmıyor musunuz elinize bir şey olur diye?

O.O: Hiç sakınmam.

S.E: Sakınan göze çöp batar, hiç sakınmam.

O.O: Senelerce marangozluk yaptım.

 

Bir sürü cerrahın kendini ve elini korumak adına birçok şey yapmaz…

O.O: Ben eline zarar gelir diye kavanoz açmayan cerrah bilirim. Senelerce döner testerede marangozluk yaptım. Elini sakınıp koruyamayacak adam cerrahlık yapmasın zaten.

 

Neyi kıskanırsınız?

O.O: Müzik aleti çalan insanları acayip kıskanırım.

S.E: Aynen, aynen !!!

 

Röportaj: Şah Yaycı

Please insert your Google Publisher ID and Ad unit ID into the theme options

Leave a Reply

84 comments